KOD ADI PROLETARYA

| 24 Ağustos 2007

Rol degisinin 43 sayisinda Ahmet Insel'le yapılan soylesi

Feuerbach Uzerine Tezler'in onuncusune gelmeden once, genel bir Feuerbach degerlendirmesi gerekiyor galiba. Kitabinizda birkac yerde atifta bulundugunuz bu 19. yuzyil filozofunun dusunce tarihindeki onemi ne?

Ahmet Insel: Feuerbach'taki esas tema, dinin insanlarin yabancilasmasindaki en onemli amil oldugudur. "Bu cok yeni bir tema degil" diyebilirsiniz, Voltaire'de de vardi ornegin, ama, felsefi sistematik icinde ilk kez Feuerbach tarafindan ele alinmistir. Feuerbach'a gore, butun yabancilasmalarin kaynaginda din vardir. Cunku din, insanlarin urettikleri bir mitolojinin, insanlara geri donup onlara emretmesidir. Din insanlardan cikip, insanlarin disinda, insanlardan bagimsiz, buyurgan bir soylem olarak onlara geldigi icin yabancilasmanin belki de en mukemmellesmis, en cismanilesmis seklidir. Dinden de Oteye, tanri sorunudur bu: Insanin, kendisinin yarattigi tanriya biat etmesi, esir olmasidir.

Feuerbach, Turkiye'de Marx'in "Feuerbach Uzerine Tezleriyle taniniyor. Marx niye ozellikle Feuerbach'i ideolojik hedef secmisti kendisine?

-Marx'in varolusun anlaminin yeryuzune indirilmesi ve yeryuzune indirilirken de bunun insanlarin urettigi bir aniam olarak algilanmasi fikriyatini devraldigi iki-uc referanstan biridir Feuerbach. Marx'in materyalist dusunceye gecisindeki esik Feuerbach'tir. " Feuerbach Uzerine Tezler"de, Marx'in Feuerbach'a karsi biraz kati oldugu kanisindayim. Cunku, bence kendisini o kadar yakin hissediyor ki Feuerbach'a, aradaki farki koyabilmek icin, Feuerbach'in duz materyalizmini biraz fazla vurgulayarak elestiriyor. Marx'in en cok referans ve¬rilen calismalarindan biri olmakla beraber, "Feuerbach Uzerine Tezler"i, Marx'in kendi fikirlerini duzene sokmak ve Feuerbach'la hesaplasmak icin yazdigi "notlar" olarak degerlendirmek gerekir. Aslinda, Feuerbach uzerine tezlerin onbirincisi, dunyayi donusturmek uzerine oldugu icin en cok bilinenidir, ama ilk on tezde, Marx, esas olarak yabancilasma kavramina, insanin kendi urettigine yabancilasmasina, kendi urettiginin, kendisi disinda bir anlam kazanmasina vurgu yapar. Marx icin, insanlarin yabancilasma surecinden kurtulusundaki en onemli amil, iktisadiyattan once, esas olarak insanlarin ideoloji seviyesinde kendi urettiklerine yabancilasmamalarid ir. Bence, Marx'in "Kapital'de bile belki esas cabasi, var olusun anlaminin toplum ve insan disinda bir kaynagi olmadigini ve bunun da bilimle izah edilebilecegini gostermek istemesidir. Marx, Feuerbach'in elestirisinden sonra, "Kapitale geldiginde, Proudhon'vari bir iradecilige ve sulu gozlu tabir ettigi soyleme dusmemek icin daha fazla doga kanunlari, toplum kanunlari gibi vurgular yapiyor ve ilk cikisindaki saiklere pek uymayan bir bilimcilige dogru kayiyor. "Toplumun temeli iktisadiyattir" demesi Marx'in formasyonunda gec bir olgu. "1844 Elyazmalari' nda bu tur seyler yok. Fakat, Marx icin, kapitalizmin elestirisinin oznel bir bakistan kaynaklanan bir elestiri olmasinin otesinde, bir nesnel temelinin olmasi lazim. Ve Marx'a gore, o nesnel temel Feuerbach'ta yok. Bir nesnellik ariyor Marx ve bilimcilige de, pozitivizme de orada koyabiliyor. Marx'in soylediginin kendi sahsi disinda bir kanitinin olmasi lazim.Aksi taktirde, kapitalizmin burjuva toplumunun otesine gecmenin mumkun oldugunu soylerken, bir utopya dile getirmis, peygambervari bir kurtulus soylemi olusturmus olacak. Boyle bir konumda olmak istemiyor hakli olarak. Bunu kendi disinda bir yere dayandirmasi lazim. 19. yuzyilin bilimci, pozitivist egilimi icinde, ekonomi-politige, Ingiliz ekonomi-politik ekolune yoneliyor ve orada kendisine saglam bir temel buluyor. Marx "1844 Elyazmalari' nda daha iradi bir devrimci bakisa sahiptir. 1848 devri¬minin saman alevi gibi parlayip cokmesinin yarattigi husrani yasamamistir daha. Hâlâ bir devrimci ortam vardir 1844'de. 1840'lar, Avrupa'yi saran devrimci dalganin, "Komunist Manifesto"daki meshur ilk cumlenin, "Avrupa'da kol gezen heyula"nin donemidir. 1848 devriminin saman alevi gibi parlayip sonmesinden sonra Marx, insanlarin iradelerinin otesinde, surecin de belirleyici olmasi gerektigi materyalizmine dogru yonelir. "Komunist Manifestodaki o edebi pathos'u, edebi vurgulari bir kenara birakir- saniz, Marx hic oyle gaz verme amaciyla devrimci soylem tutturan bir insan degil. Tersine, hele, "Kapital"i yazdiktan sonraki doneminde, surecin sadece bir ayaklanmayla, sadece bir darbeyle, sadece bir grup insanin iradesiyle gerceklesmesinin mumkun ol¬madigina ve olgunlasma sureci denen bir sure¬cin yasanmasinin kacinilmaz olduguna inanmis durumdadir.

"Feuerbach Uzerine Tezler'in en unlusu onbirincisi ama, asil dusundurucu olani onuncu tez galiba: "Eski materyalizmin bakis acisi sivil toplumdur, yeni materyalizmin bakis acisi ise insan toplumu ya da toplumsallasmis insanliktir. .." Marx'in "toplumsallasmis iiisanlik'la kastettigi ne sizce?

-Insanin biyolojik yapisi, fiziki varligi yaninda bir de "insani" dedigimiz vasfi var. Bu onun toplumsalligidir. Obur turlu, insanlar gelismis hayvanlar olarak varolurlardi. Toplumsallik icinde vardir insan, toplumsal bir varliktir... Marx, sivil toplumdan toplumsal insana gecis kavramini kullanirken, bence, toplumsal insana tekabul eden toplumsal demokrasiyi isaret eder aslinda. Toplumsal demokrasi, Marx'a gore, Insanin butun farkli varolus bicimleri icinde yaraticiligini gerceklestirebilmes i, varolusuna egemen olmasidir. Toplumsal demokrasi sosyal, siyasal, ekonomik bir demokrasidir. Marx komunizm kavramini kullanmadan once, butun Avrupa sosyalist geleneginde komunizm tabiri yerlesmeden once, onun esanlamlisi olarak kullanilan kavram toplumsal demokrasiydi zaten. Niye toplumsal demokrasi? Demokrasi, bu haliyle burjuva demokrasisi, hukuki bir esitlikten ibarettir. Sozde bir esitlik, bicimsel bir esitlik, sadece dis cephesiyle bir esitliktir bu. Halbuki sosyalistlerin dusundugu esitlik, butun insanlarin 'konumsal esitligidir; Atina'daki yurttasin agoraya geldigindeki mutlak esitligi, butun statulerden arinmis bir esitliktir, herkes her sey uzerine soz sahibi¬dir. Proletarya diktatorlugu gibi kavramlar "Komunist Manifesto "da daha cok hitabet gucu oldugu icin kullanilan kavramlar. Ama, Marx'in butun metinlerine baktiginizda, "devrim", toplumsal demokrasidir. Toplumsal demokrasi, sivil toplumdaki demokrasi kavraminin asilmasidir. Yani sadece ve sadece munferit bireyin esitligine, soyut esitlige indirgenmis esitligin asilmasi: insanin ozgunlugunu yaratma gucunu yeniden sahiplenerek varolusunu zenginlestirmesidir .Toplumsal demokrasi, ozgunlugunun tasiyicisi olan insalarin toplumudur.

"1844 Elyazmalari" nda Marx'in "kaba komunizm"i elestirdigi bir bolum var; pekala SSCB'nin ve reel sosyalizmin elestirisi olarak okunabilir. Soyle diyor Marx: "Kaba komunizm, onceden tasarlanmis bir asgariden baslayarak, toplumu bu ortak asgari duzeye indirgeme isteginin son noktasina varmasindan baska bir sey degildir. Yoksul ve bir sey istemeyen bir insanin dogal olmayan basitligine geri donulmektedir. Oysa bu insan, ozel mulkiyetin otesine gecmek bir yana, ozel mulkiyete varmayi bile basaramamistir. Topluluk sadece bir emek toplulugudur ve topluluk sermayesinden herkese esit ucret verilmektedir topluluk evrensel kapitalisttir. Iliskinin iki yani da hayali bir evrensellige yukseltilmistir. Kaba komunizm ozel mulkiyetin yuzeye cikisinin bir seklidir sadece. Kavrami anlamis ama ozunu kavrayamamistir..."

-Oradaki "asgari" vurgusu bence cok onemli. Asgaride esitlenme uzerinden dusunulen esitlik ideali, Marx'in en cok rahatsiz oldugu esitlik fikridir.

"Elyazmalari" ndan 30 sene sonra da "Gotha Programinin Elestirisinde" bu tur esitlik anlayisina sid¬detle karsi cikmistir. "Doga bile esit degiidir" der. "Nasil yapa¬caksiniz bu esitligi, esit ucret kavramini nasil yapacaksiniz? " diye isyan eder. Bugun biz populizm derdik belki. O, bu kavrami kullanmi¬yor.

"Gotha Programi'nin Elestirisi" nde, "Elyazmalari" ndaki "kaba komunizm" elestirisini yineliyor gibi. Soyle diyor: "Esit hak, burjuva hukukundan bas¬ka bir sey degildir. Oysa esdegerler arasindaki degisim ancak ortalama olarak mevcuttur ve bireysel durumlarda soz konusu degildir. Ama, bu ilerlemeye karsin, esit hak hâlâ burjuva sinirlar icinde kalmaktadir. Bura¬daki esitlik emegin ortak olcu birimi olarak kullanilmasindan ibarettir. Ama, bir birey fizik ya da moral bakimdan bir baskasindan ustun olabilir, ayni zaman icinde daha fazla emek sarfetmis olabilir ya da daha uzun bir sure calisabilir. Bu esit hak, esit olmayan bir emek icin esit olmayan bir haktir. Niteligi geregi, hak, ancak ayni olcu birimi kullanildiginda soz ko¬nusu olabilir; ama esit olmayan bireyler (bunlar esit olsalardi, ayri ayri bi¬reyler olamazlardi) ancak ayni acidan degerlendirildikler inde, ortak bir bi¬rimle olculebilirler. Ote yandan bir isci evlidir, oteki degildir, birinin otekin¬den daha cok cocugu vardir vb., vb. Butun bu sakincalardan uzak dura¬bilmek icin hak esit olmamaliydi. ."

Marx'i en cok rahatsiz eden, "vulgaire" komunizm dedigi, bayagi komu¬nizmdir. Nedir bayagi komunizm? Bir ozgurlesme, Ozgurlestirme ideali tasi¬mayan ve maddi yasamda esitligi asgaride saglamaya calisan bir esitlestir¬me cabasi. "Alman Ideolojisinde" Marx'in yaptigi en onemli vurgu -Feuerbach da o bakimdan onemli- Feueurbach'i asmaya calistigi yerde ifade et¬tigi ozgurluk kavramidir. Ozgurluk, esitlikten daha onemli bir kavram Marx'da. Ozgurluk kavrami da, kabaca, insanin insani yeteneklerini varola¬bilecek tum yonlerde gelistirme kabiliyetine sahip olmasi olarak tarif edile¬bilir. Dolayisiyla, "bayagi" komunizmdeki esitlestirmeden cok ayri bir farkli¬lastirma surecine vurgu yapar Marx.

Marx'in sîze en yakin gelen calismalari hangileri?

Birincisi, "Kapital"deki sermayenin devinimiyle ilgili, sermayenin sermaye¬darlari da icine alan, onlari da esir eden birikim surecini anlattigi bolum. Orada, Marx'in cok hosuma giden ve beni heyecanlandiran tavri, ahlakci olmamasidir. Sunu soyluyor: Kapitalist duzende bir insanin bir baska insani somurmesi, daha dogrusu sermayenin emegi somurmesi iyi ve kotunun otesinde bir seydir. Kapitalist duzen icinde bu boyle olur, baska turlu olmaz. Ve sadece kapitalizmde degil, ucretli emek iliskisi icinde bu boyle olur. Baska turlu olabilecegini hayal etmek abesle istigal etmektir. Burada iyi ve kotunun otesinde bir olgu var. Kapitalizmin bu cephesi, kapitalizm va¬roldugu surece kaldirilamaz. Bir de, "1844 Elyazmalari' ndaki, henuz bilimci bir tesebbuse girmemis; "Kapital"deki gibi, ekonomi-politigi Ingiliz ekonomi politiginden daha iyi yapma iddiasi tasimayan, humanist diyebilecegimiz Marx, yani Althusser'in hic sevmedigi Marx yakin geliyor bana. Tabii "1844 Elyazmalari" nda idealizme dustugu de soylenebilir bazi acilardan. Ama materyalizmle idealizm arasinda cok buyuk bir ucurum olmadigi kanisindayim. Materyalizm aslinda bir tur idealizm olabilir.

Pierre Macherey'di galiba soyleyen: "Tarihi materyalizmde vurgu tarih bir sey telaffuz etmiyor, ama Feuerbach'i elestirirken kendi yontemini de belirtmis oluyor. "Feuerbach, materyalist oldugu zaman tarihten uzak du¬ruyor, tarihi hesaba kattigi zaman da materyalist olmaktan cikiyor." Siz¬ce Marx'in materyalizmi nasil bir materyalizm?

Materyalizmin gecmisi cok eskiye, antik Yunan'a uzaniyor, Epikur ve Demokritos'a. .. Bilindigi gibi Marx'in doktora tezi Epikur ve Demokritos'un doga anlayislari uzerinedir. Tezini okudugunuz zaman, materyalizmin Marx'ta esas olarak felsefi bir kavram oldugunu goru¬yorsunuz. Engels'deki gibi tabiat bilimleri uzerinden bir materyalizm analizi yapma cabasi yok. Marx icin, materyalizm gercek anlamda felsefi bir kavram. Marx'ta, materyalizmin yanina tarih boyutunun gelmesi Hegel'le oluyor. Fransa'ya gelmesinden sonra yaptigi calismalarda tarih boyutu iyice belirginlesiyor. Zaten Marx'in en keyifle okudugum calismalari, tarih ve sosyolojinin ici¬ce oldugu "18. Brumaire", "Fransa'da Sinif Mucadeleleri" gibi calismalardir. 0 eserlerde, tarih duz bir surec>> bir kader degildir. Marx'in dusuncesinde, bir tarafta tarih, bir tarafta materyalizm, bir tarafta diyalektikten olusan bir yapi soz konusu.

"Feuerbach Uzerine Tezlerin onuncusuna donersek... Marx'in "yeni materyalizmin bakis acisi" diye ifade ettigi "vizyon" nasil bir sey?

"Toplumsallasmis insan"dan soz ederken antik Yunan'dan ornek verdiniz...
Marx'in hayalindeki ideal, bana oyle geliyor ki, Antik Yunan demokrasisidir, koleciligin olmadigi bir antik Yunan demokrasisi. Marx'in, toplumsal Insani, butun toplumun kurucu gucunu kendi icinde ozumsemis insan tipini, sanki Atina demokrasisindeki yurttas gibi algiladigi kanisindayim. O yurttasin koleci bir iliski icinde oldugunu, kadinlarin "yurttas"a dahil olmadigini, butun bunlari bir an icin bir tarafa birakalim... Agoraya ciktiginda siteyle iigiii her seyi esittik ve farklilik icinde ifade edebilecek konumda olan toplumsal insan soz konusu. Belki astinda hicbir zaman Oyle olmamis, belki o Yunan toplumu

idealizasyonunu bize 19. yuzyildan kalmis. Unutmayalim, Marx bir 19. yuzyil dusunurudur ve 19. yuzyil, aydinlanma felsefesi icerisinde Yunan toplumunun, Yunan demokrasisinin idealize edildigi bir donemdir; Roma'ya karsi antik Yunan demokrasisinin, Roma'daki cumhuriyete karsi Atina'daki demokrasinin. ... Galiba bugun de ayni tartismayi yasiyoruz.
Bu noktada, Hegel'in eski Yunan ve Roma uzerine yaptigi yorum akla geliyor... Galiba o yorum, bugunun dunyasi icin de gecerli: "Yunanlilar, Romalilar gibi yalnizca bazi kisilerin ozgur oldugunu kabul ediyorlardi. Insa¬nin Insan olarak ozgur oldugunu bilemediler, bu nedenle de ozgurlukleri sinirlanmis olmakla kalmadi, Insanin Insana koleligine donustu..."

Hegel'in bu saptamasi cok onemli. Insani sorumluluk veya sosyalizmi bir etik sorumluluk olarak gorme kavramina geliyoruz yeniden.... Marx Icin ciddi bir gerginlik noktasi var: Insan ozgurlugunun bilincinde oldugu zaman nasil bir insan olabilir ve bu insan somut toplumun icinde nasil varolabilir? Somut toplumun icinde, ezilenler tarafinda oldugunuz zaman Ozgurlugunu
zun kayboldugunun bilincinde olabilirsiniz. Ama bunu nasil donusturebilirsiniz ? Veya ezenler tarafinda oldugunuz zaman da, aslinda, ozgurlugunuzun eksIk oldugunun bilincinde olabilirsiniz. Cunku Marx'in o unlu sozunde oldugu gibi, bir baskasinin ezilmesine dayali bir ustunluk ozgurluk degildir, ezilme iliskisine tabi bir ozgurluktur, dolayisiyla kendisi de o iliskinin esiridir. O cok onemli bir vurgu... Marx'a gore, insan diger insanlara bagimliysa eger, o iliskinin empoze ettigi konuma da bagimliysa, insanin kendini oz-gurlestirebilmes i icin, iliskide oldugu insanlari ozgurlestirebilmesi lazimdir. Ancak iliskide oldugu digerlerini de ozgurlestirme cabasi icinde insan kendini ozgurlestirebilir. Burada, ozgurluk anlaminda sosyalizmin, bir insanin kendisini ozgurlestirmesi icin gerekli etik sorumluluk oldugu noktasina geliyoruz... Gecen konusmamizda hatirlarsaniz bir soru sormustunuz, "onu bir sonraki soylesiye birakalim" demistiniz. "Hali vakti yerinde olanlar icin, sosyalizm bir etik sorumluluk olarak tanimlanabilir, ama 'alttakiler' icin bu yasamsal bir zorunluluk degil mi?" diye sormustunuz. Bence, gereklilikle sorumluluk arasinda soyle bir fark var: Ezilenlerin, altta kalanlarin kendilerini kurtarmak acisindan sosyalizmi algilamalarini beklersek, buyuk bir yanilgi icinde oluruz. Cunku kimse kalkip da kendi ongordugu yasam sinirlari icinde bizim anladigimiz anlamda sosyalizmin gerceklesecegi guvencesini veremez. Dolayisiyla, kendisini kurtarmak acisindan o insanin rasyonel davranisi, tam Turgut Ozal felsefesinde oldugu gibi, kose donme, bir sekilde uste atlama cabasidir. Kendisini ve sadece kendisini kurtarmak diye baktigi zaman o konumdan kurtulabilecek yuzde l 'in icinde olmak mucadelesini verecektir. Dolayisiyla, gereklilik dedigimiz zaman da, altta kalanlarin, ezilenlerin sosyalizme bakmasinda bir cazibe noktasi yaratmayiz aslinda... Sadece ezilenin veya ezenin, ezen veya ezilen konumundan kurtulmasi icin yapacagi bir bireysel caba degil, digerleriyle bera¬ber ancak kendisini ozgurlestirebileceg i Icin, insanin kendisine karsi bir etik sorumlulugu soz konusudur. Eger "insan en yuce varliktir" diyorsak, ki Marx icin insandan daha yuce bir varlik yoktur, eger insanin kendine karsi bir sorumlulugu varsa, insanin kendine karsi kendini Ozgur kilmak gibi varolussal bir sorumlulugu varsa,

-Sartre'in da en cok vurguladigi, Marx'tan aldigi belki en buyuk esin kaynagi bu varolussal sorumluluktur- bu sorumlulugu gerceklestirebilmes i, onu insani kilan tum iliskilerinin ozgurlestirilmesiyl e mumkundur. Bu etik sorumluluktur.

-Sartre ornegini biraz acalim Isterseniz. Kurdugu orgutun adi "Sosyalizm ve Ozgurluk'tu, cunku Sartre'a gore, sosyalizm ozgurluk kavrami olma¬dan, Ozgurluk de sorumluluk kavrami olmadan dusunulemez. Ozgurluk, Sartre'da sorumlulukla icice. Bir de isterseniz, su unlu sozu uzerinde dualim biraz:

"Marksizm cagimizin asilamaz ufkudur..." Sartre'in sozu ge¬cerliligini koruyor mu sizce?

Burada biraz evvel bahsettigimiz, hem iradeci, hem de benmerkezli olmayan bir Iradecilik soz konusu. Insanlar somut kosullar icinde varolurlar, bu somut kosullar icinde yasamlarin! idame ettirirler. Dolayisiyla, bu somut kosullarin onlara empoze ettigi sorunlari cozmek sorumlulugundadirla r. Kendilerine karsi sorumluluktandir bu; ozgurlesme sorumlulugu icinde bu sorunlari cozmek zorundadirlar. Eger bu sorunlar da Marx'in ortaya koydugu yabancilasma, ozgurlugun yitirilmesi, eksIk ozgurluk gibi sorunlarsa eger, ucretli emegin varoldugu yerde insan iliskilerinin ozgurlesemeyecegind en hareket ediyorsak, Marx'in ufku bizim ufkumuzdur, ayni dunyadayizdir. Aslinda, burada ufuk su anlamda onemli: Biz hâlâ Marx'in baktigi, durdugu yerden bakiyoruz, bircok sey degisse de... Sartre'in bu vurgusundan hareket etmek, Marx'i bir ekonomi-politik bilimcisi olarak algilamamayi gerektiriyor. Oraya indirgersek isi, Marx'in baktigi yerden bir yigin sey degisti, sermayenin birikim yapisi, devinim sureci, ucretli emegin durumu... Butun bunlar 19. yuzyil ortasina gore degisti. Ama sonuc olarak hâlâ o ucretli emek dedigimiz iliski -iktisadi anlamda almayalim onu sadece, daha toplumsal iliski icinde, birinin digerine bagimli olarak varolmasi, bir kisinin varolusunun digerinin tahakkumunde olmasi olarak algilayalim ucretli emegi- bizim sorunumuz. Bu aslinda insanlik sorunu. Sadece burjuva toplumunun sorunu da degil. Onumuzdeki soru su: Bir kesimin ozgurlugunu gaspederek mi ozgur olacagiz, yoksa digerlerinin ozgurlesmesini saglayarak mi?

Kitabinizda, [ Solu Yeniden Kurmak H.C.] "ozgurlukcu sosyalizm, marksizmin tozel cephesiyle siyasi li¬beralizmin bir sentezini olusturur" diyorsunuz. "Marksizmin tozel cephesi"yle neyi kastediyorsunuz?

-Cok sIkistirilmis bir bicimde ifade etmek gerekirse, Marx'in ve marksizmin tozel cephesi, Insanin yaratici guc oldugu vurgusudur. Insan yaratici guctur; yaratan insandir. Tozel cephe bu. Dolayisiyla, yaratici guc olan insanin bu yaratma olanaklarini genisletecek her turlu girisim ve onlem ozgurlukculuktur, Marksizm'deki ozgurluk kavrami, insani yaraticiligin Onundeki engelleri kaldirma cabasidir. "Toplumun tozu nedir?" diye sorarsaniz, ne cevap verir Marx? Insan. Ama somut insan ve o somut insanin "insanilik" dedigimiz vasfi soz konusudur. Bu vasif, tanrinin insanin kalbine koydugu bir cevher degildir, somut insanin icinde tasidigi bir cevherdir. Bir yandan "insanin cevheri insandir" fikri, diger yandan da insanin yaratma kabiliyetlerinin farklilasmasinin insani zenginlesme oldugu, dolayisiyla, cogulluk fikrinin indirgenemez bir ustunlugu oldugu fikri -ki bence siyasi liberalizmdir bu cogulluk- Ozgurlukcu sosyalizmin iki ayagidir. Siyasi liberalizmden benim anladigim sey bu: Insani varolusun cogul bicimleri olacagi, oldugu ve olmasinin da insani zenginlesmenin zeminini olusturdugu. Varolusun cesitli tezahurleri vardir ve bunlar da siyasi olarak tek bir dogruya indirgenemezler. Dolayisiyla, kimse dogru¬nun tekeline, dogruyu uretme tekeline, dogruyu denetleme tekeline sahip degildir. Siyasi liberalizmi sadece cok partililik olarak ele almiyorum, daha felsefi anlamiyla ele aliyorum. Dolayisiyla, bu indirgenemezlik tarafi ve diger yandan da insani yaraticiligin onundeki engelleri kaldirma cabasinin bir insani sorumluluk oldugu, fikrini -ki marksizmin tozel cevheri dedigim bu- birlestirdigimiz zaman, ozgurlukcu sosyalizmin iki ayagini oluşturuyoruz. Bir taraftan insanin ozgurlesmesi, Insanin insani ozgurlestirmesi misyonu soz konusu. Ama bu misyonun bir ta¬hakkum felsefesine donusmemesi icin dogruyu elimizde tutan tek unsur olmadigimizi bilerek, "dogru coguldur", diyerek, bu¬nu bilimsel bir kanun, bir doga kanunu, bir tanri geregi olarak benimsemeyerek. .. Marx peygamber degil, fizikci degil, sonuc, olarak bizim yaptigimiz etik secimi sistemlestirmis bir dusunur. Bundan otesi degil. Bize, bizim de paylastigimiz sorular soru¬yor ve o sorulardan hareket ederek bazi yorumlar getiriyor. O kadar.

Metin Culhaoglu, Marx'in dusunce sisteminin 1844-1848 arasinda acitan ve kapanmayan, kapanamayacak bir paran¬tez oldugunu soyluyor. Sizce de oyle mi?

Marx'i iki turlu okumak mumkun: Birincisi, diyebiliriz ki, Marx bir 19. yuzyil dusunuru, 19. yuzyilin ilk yarisinda dusunce formasyonunu edinmis ve bunun urunlerini de 19. yuzyilin ortasindaki toplumsal olaylarla test etmis ve oradan hareket ederek bir yorum, sistematik bir bakis gelistirmis bir dusunurdur. Ve Marx 19. yuzyilin kosullari kapandiginda, kapanacak bir dusunce sistemi onermistir bize. Bu sekilde yorumladigimizda, Marx, sanayi devrimini yasayan toplumun korkularini, beklentilerini, ozlemlerini dile getiren ve o toplumun ideolojisini belki en sarih, en guclu bicimde ortaya doken bir dusunurdur. Ama sanayi toplumunda da degiliz artik, dolayisiyla da sanayi toplumunun otesine gectigimiz icin de, Marx'in actigi dusunce parantezi, o kosullar ortadan kalktigi icin kapanmistir. Ama, boyle baktigimiz zaman sunu kaciririz gibi geliyor bana: Marx, saf felsefe yapma cabasinda olan birisi degil, onun sorusu, sorunu siyaset. Marx, siyaset felsefesinin sordugu so¬rulan 19. yuzyil kosullarianda ete kemige burundurdu. Ama bu sorular cok daha onceden sorulan sorulardi. Marx bunu 19. yuzyil kosullan icinde somutlastirdi. Eger biz Marx'in somutlastirdigi bicimi mutlaklastirirsak, o zaman kendi kendimize o parantezin kapandigini empoze etmis oluruz. Bunu sunun icin soyluyorum: Ornegin, proletarya konusunda, eger Marx'in baktigi noktadan, sanayi devriminin icindeki sorunlardan bakildiginda, Marxin bir sekilde bir Prometheus hulyasinin tasiyicisi olarak buldugu, "sanayi proletaryasi gelecegin tasiyici sinifidir" dogrusuna saplanirsak, o zaman o sanayi toplumu bittiginde o dogru da bitmis olacaktir. Ve o zaman parantezi paradoksa! bicimde biz kapatmis oluruz. Ete kemige burundugu bicimlerden, Marx'in sorularini ve o sorulari ararkenki yontemini ayiralim, ete kemige burundugu yerleri onun kosullarinda birakalim. Proletarya meselesi -ozelikle proletarya kavramini aliyorum- belki parantez kapandi mi kapanmadi mi sorusunu en iyi aciklayan orneklerden biri. Eger biz Marx'in sordugu o ozgurlesme sorusunu, siyaset felsefesinin o uzun sureci icinde yeni¬den sorulmus ve yeniden yeniden sorulmaya devam eden bir soru olarak dusunursek ve buna verilen cevabin icerigini degil de, yontemini, bakis bicimini ele alirsak... 0 zaman esas sorunun, proletaryanin gelecek toplumun kurucusu, toplumsal olusumu olmasi degil, insani varolusun bitmez tukenmez bir ozgurluk arayisiyla belirlendigi olgusuna geliriz. 0 zaman parantez kapanmiyor. Yani bir insani varolus sorunudur Marx'in sordugu soru. Bir donemin sordugu soru da degildir, Marx'a da ozgu degildir, ondan once de sorulmustur. Marx, bu sorulan yeniden sormus, sorularin birbirine eklemlenme tarzini degistirmistir. Dolayisiyla bizim o sorulardan bulabilecegimiz cevaplari uretme bicimimizi degistirebilmistir, o sorulara baska turlu bakmamizi saglayabilmistir. Ama, bunu yaparken ele aldigi ornekler, ete kemige burunme dedigim nokta, o donemin ornekleridir, ki zaten baska turlu de olamaz. Ama bugun o sorulari sordugumuzda, ne kadar kendimizi zorladigimizin farkindayiz. Ayni cevaplan vermeye calistigimiz zaman, Marx'in sanayi proletaryasina yaptigi vurguyu bugun yapamiyoruz. Cunku o sanayi proletaryasi artik gelecegin tasiyicisi degil, sadece varolanin koruyucusu durumunda, kendini korumak ve kuculmek noktasinda. Artik dar anlaminda alirsak sanayi proletaryasi degil...

Ama bu, proletarya kavraminin tarihe karistigi anlamina gelmiyor herhalde...

Onun icin sanayi proletaryasi diye vurguluyorum. Marx'taki cercevede, proletarya, sanayi proletaryasidir. .. Cunku bir sanayi devrimi yasaniyor, o surec icinde insanlarin cok azi sermayedar durumunda oluyorlar, toplumun buyuk bir bolumu de o gidisattan bakildiginda, sanayi proletaryasi olarak iliskinin obur kutbun¬da varolacak. Marx kalkip da hizmetler sektorunun bu sekilde genislemesini, sanayide istihdam edilen emegin daralmasini ongormuyordu. Onun gozunde sanayi proletaryasi uzerinden,, toplumun cogunlugunun sanayi proletaryasinin uyesi haline gelmesinden olusan bir toplumsal demokrasi devrimi olacakti. Cogunluk onlar olacaklardi, dogal olarak... Uretici gucler, uretim iliskileri celiskisinin dogal tezahuruydu bu. Ama boyle olmadi...

Oyle olmamasina ragmen, proleterya kavrami gecerliligini koruyor. Zaten siz de kitabinizda, "Marx'in proletarya tanimi uc¬retli emekcilerin butununu kapsar" diyorsunuz.

Sanayi tarafini kaldirirsak ve eger "proleter, ucretli emekcidir" dersek, proletarya kavrami gecerlidir. Tabii bu ucretli emek cok genis bir kategori. Bir fabrika yoneticisi de ucretli emek icinde yer alabilir. Bu ucretli emek kategorisi icinde de, bence, daha felsefi veya daha durussal, daha sosyal ve siyasi anlamda bir ayrim yapmak lazim. Toplumun bugunku duzenini degistirecek, toplumu donusturecek guc, hâlâ ucretli emek kategorisi icinde yatiyor. Genis ucretli emek kategorisi icinde, toplumun bugunku duzeninin insani varolus icin kabul edilemez oldugunu kabul edenler -ki bu bir etik durus, etik konumlanma- ve bundan rahatsiz olmayanlar; bu etik sorumlulugu kendilerinde tasimayanlar. Boyle bir ayrim yapabiliyorsak, proletarya kavramini sadece iktisadi olmayan bir konumdan, iktisat sosyolojisiyle sinirli olmayan bir konumdan tanimlayabiliyorsak , yani hem ucretli emegin icinde olup hem o bagimlilik Iliskisinden rahatsiz olanlar, ama ayni zamanda tahakkum eden pozisyonunda bile olsa, o pozisyonunu donusturmeye calisan kesim diye tanimiayabiliyorsak , o zaman proleter kavrami daha rahat kullanabilecegimiz bir kavram.

Bu son soylediklerinize, Marx'in cok sevdigi bir Feurbach deyisiyle itiraz edilebilir. "Insan sarayda baska turlu dusunur, kulubede baska..."

Kulubede yasayan insanin kendisiyle ilgili edinecegi bilinc, sarayda edinecegi bilinc elbette farkli olur. Ama, bu benzetmelerde tehlike su bence: Marx'in Feuerbach'tan aldigi sey, hem onemli, ama Hegel'den devraldigi mirasta oldugu gibi mekanik olma tehlikesi var. Orada dikkatli davranmak lazim, cunku cevre kosulan insanin bilincini belirliyor ama, beyin dedigimiz o muammada, bambaska bir simya var. Dolayisiyla ayni cevre kosullarindan hareket ederek ayni bilince ve ayni algilama tarzlarina varmiyoruz. El degirmeni Ile feodalite, buhar makinesi ile kapitalizm arasindaki iliski ne kadar dogruysa, ki kismi olarak dogru, Feuerbach'in o sozu de o kadar dogru. Buradan hareket ederek varolussal anlamda butunsel bir belirleme mekanizmasi oldugunu soylemek cok fazla determinizm. ..

Murat Belge, Radikal'deki "Pierre Bourdieu" baslikli yazisinda "gunumuzde, proletarya kavramini komik duruma dusmeden kullanmak pek kolay degil, ama Bourdieu bunu basariyor" diyor... Bourdieu'nun proletar¬ya kavramini nasil degerlendiriyorsunuz?

Bourdieu'deki proleter kavraminda rahatsiz oldugum sey, proleter kavramini giderek daha fazla sistemden dislanmislar olarak tanimlamasi. "Sistemin disinda kalanlar- sistemin icine girenler" catismasinin, celiskisinin gercek bir sosyolojik celiski oldugu kanisindayim, oyle bir sosyolojik celiski var, ama bu sosyolojik celiski, sistemi degistirme iradesinin duzenin disinda kalanlardan kaynaklanacagi inancina donustugunde bana cok inandirici gelmiyor.

Bu, Marcuse'un 60'larda bir ara revacta olan, sonra gozden dusen, bugunlerde yeniden itibar kazanan tezi degil mi?

Evet, Marcuse'un tezi buydu. Ben hâlâ daha marksistim o konuda. Yani duzenin ic celiskisidir duzeni degistiren. Disardan sadece devirirsiniz, degistirmezsiniz; devirmek kurmak demek degildir. Duzenin disinda kalmis olanlardan kaynaklanan bir enerji, kurucu enerji degildir, varolani yikici bir enerjidir. Sosyalizm sadece yikmak degil, yenisini kurmak uzerine olusmus bir tahayyuldur; sadece ayaklanma degildir. Feodaliteden beri ayaklanmalar- koylu ayaklanmalari- var, ama, bununla sosyalizm arasindaki fark, bu duzenin sadece yikilmasi degil, baska turlu kurulmasi tahayyulunu tasimasidir. Sistemin veya duzenin disinda kalanlarin bir kurucu tahayyulu varsa eger, onlar zaten bir sekilde sistemin ic celiskisi icinde yer alacak kisilerdir. Tamamen disinda kalarak duzeni degistirmek, felsefi anlamda degil ama, vulger anlamda anarsist bir hayal.

Biraz once, "toplumu donusturecek guc, hâlâ ucretli emek kategorisi Icinde yatiyor" dediniz, demin de "sistemin ic celiskileri icinde yer alan kisilerden soz ettiniz. Proletarya, artik sanayi proletaryasi degilse, ama ote yandan, "proletarya tanimi ucretli emekcilerin butununu kapsiyorsa" sa...

Kapitalizmi donusturecek, kapitalizmi donusturmeye muktedir toplumsal guc ne? Oyle degil mi? Dikkat ederseniz, Marx Once proletaryayi tespit edip sonra da "proletarya ne yapabilir?" diye bakmiyor. Marx'in dusunce sistemini tarihi olarak ele aldigimiz zaman, Marx'in ilk basta sordugu soru bir etik zorunluluk, bir etik sorumluluk olarak bu toplumun donusturulmesini dusunmek ve gerceklestirmek. Arkasindan Marx, sanayi proletaryasinin bunu donusturmeye muktedir bir sinif olduguna kani oluyor-kesfediyor degil, kani oluyor, cunku ondan evvel zaten bunu Onerenler var-ve bunu kendi dusunce sistemi icinde sistematize ediyor. Ve Prometheus fonksiyonunu sanayi proletaryasina veriyor. Simdi bizim Prometheus fonksiyonu verebilecegimiz, Prometheus islevini bekledigimiz kesim hangisi? Bu ucretli emek Icinden cikar gibi geliyor, cunku duzenin asli dislisi gene de ucretli emek. Ucretli emek ama, insanlarin butun yasam dilimleri icinde ucretli emegin isgal ettigi bolum giderek yavas yavas azaliyor. Evvelden ucretli emekci olanlar, yani proleterler, 8-10 yaslarinda calismaya baslarlardi ve neredeyse olene kadar calisirlardi. Cocuk emegi yasak degildi. Emeklilik de yoktu, dolayisiyla varoluslarinin esas anlami sanayide veya ucretli emek icinde calismakti. Simdi Oyle degil. Ucretli emegi bir iktisadi kategori olarak dusunmeyip sosyolojik bir kategori olarak dusunursek, genel anlamiyla proletarya veya simdilik "kod" adi olarak "yeni proletarya" diyebilecegimiz kesim icin gelecegin tasiyicisidir denebilir belki de. Ama, ote yandan proletaryayi bir simge kavram olarak da dusunebiriz, Prometheus fonksiyonunu icra eden bir simge kavram olarak... .

Prometheus fonksiyonundan kastina ne?

Insanin, insanlik durumunun dustugu sefil halin bilincinde olan ve tanrilara tabi olmayi reddeden ve orada bir sekilde zincirlerine bagli kalarak insanlara bu sefti insanlik durumunu surekli hatirlatan bir fonksiyonu var Prometheus'un. Onun Onderliginde veya cevresinde bir kurtulus beklenmiyor. Prometheus zincirlerini koparacak, elinde bayrak sokaga dokulecek ve insanlar da pesinden... Boyle bir sey beklenmiyor Prometheus'dan. .. Proletarya kavrami butun o muglâkligi cercevesinde, Marx'ta insanlik konumunu kaybetmis insanligin dustugu sefil durumu gosteren bir simge kavram aslinda. Her turlu insani vasiftan yoksun birakilarak kabul edilemez bir dunyanin simgesi olan, insanlara yasamlarinin kabul edilemez oldugunu gosteren bir kavram. Dolayisiyla, proletaryaya toplumu donusturecek bir motor islev atfetmekten ziyade, onu bir simge; bugunku toplumda insanlik durumunun, proletaryanin 19. yuzyildaki durumu gibi, kabul edilemezlik noktasinda oldugunu, ama artik gelismis toplumlarda sanayi proletaryasinin degil de, baska insanlarin Icinde bulundugu ve bizim kabul edilemez dedigimiz durumlari ifade eden bir kavram olarak dusunebiliriz. Bu insanlar ayaklanip da dunyayi degistirmeyecekler, fakat o insanlarin durumu -mesela ucuncu dunya ulkelerindeki "yeni esaret" dedigimiz durum; bu yapi bir tarafta zenginlik uretirken bir tarafta bunu uretiyor- bizim bu yapimizin surdurulemezliginin isaretidir. Bunun sorumlulugunu alarak biz degistirebilirsek degistirebiliriz.

Bu "biz" kim?

Tabii burada mekanik bir marksist anlayisin tanimladigi ozne yok. Belki ozne kavrami bile yanlis. Ozne kavrami tekil bir kavram. Belki bu parcali boluklu yeni dunyada ozneden ziyade ozneler var ve bu farkli ozneler bir sekilde o donusturmenin tasiyicilari olacaklar. Sunu demek istiyorum: Tarihe, feodaliteden kapitalizme gecis modeliyle bakiyoruz ve kapitalizmden sonrasina gecisi de ayni model icinde aliyoruz. Feodalizmden kapitalizme gecis modelinde, gercekten de kendinin bilincinde olan bir ozne vardi, burjuvazi vardi ve boyle bir gecis oldu, ama ondan onceki cok onemli donusumlerde, Ornegin neolitik dunyadan tarim toplumuna gecerkenki buyuk devrimde boyle bir ozne, boyle sinifsal bir ozne yok. Ilkel kabile toplumundan kole toplumuna geciste de tasiyici bir ozne gormuyoruz. Ozneler var, olaylar var, olusumlar var, uzun surecler... Bizim belki biraz feodalizmden kapitalizme gecis surecinin modeline hapsolmadan baska bir surecin de olabilecegini dusunmemiz gerekiyor. Yoksa obur turlu biraz fazla devridaim icine giriyoruz ki, sosyalistlerin 20. yuzyildaki yanilgilarinin ve sosyalistlerin cogunlukla o modelden hareket ederek devrimi o sekilde tasarlamalarinin, basarili olduklari zaman da devrimin sonuc olarak bozulmus bir kapitalizm ortaya cikarmasinin nedenlerinden biri de bu belki. Onun icin bence bu asamada, "kapitalizmin icinden onun reddini icinde tasiyan bir Ozne cikacak ve kapitalizmi donusturecektir" demek cok zor. Ozneler, gruplar -bunu cogul olarak soylemek lazim- olacak; sistemin, duzenin icinde fakat duzene aykiri yonelimler, duzenin kendini yeniden uretme mekanizmalarina aykiri gelismeler giderek daha fazla olacak... Ben su asamada kapitalist sistemin disinda kalarak kapitalist sistemle yuz yuze, cepheden catisarak onu yikma sansinin az oldugu kanisindayim. 20. yuzyilda denendi bu; SSCB, sosyalist rejimler... Asil kapitalist sistemin icinde onun kendini yeniden uretme mekanizmalarini bozan gelismeler olabilir. Bu da su sekilde olabilir: Ucretli emek icinde, uc¬retliler kesimi icinde, fakat giderek daha az ucretli konumuna tabi, ve daha fazla ozgur davranabilme imkani olan kesimlerde; onlarin yaptiklari, gelistirdikleri girisimlerde, duzenin kendini yeniden uretme mekanizmalarinin bozulmasi soz konusu olabilir. Ama, buradan hareket ederek Onumuzdeki donemin tasiyici sinifi sudur, ucretlilerdir, zanaatkarlardir, koylulerdir veyahut baska bir seydir demek bana pek mumkun gelmiyor.

"Duzenin kendisini yeniden uretme mekanizmalarina aykiri gelismeler" dediniz... Biraz once de sistemin "ic celiskileri' den soz etmistiniz.. . Marx'in dile getirdigi ic celiskiler mi bunlar? Yoksa soz konusu olan 21. yuzyilin kapitalizmine ozgu ic celiskiler mi?

Bu duzenin en onemli ogesi, yasamin asli unsurunun sermaye birikimi sureci merkezli olmasi. Yani, toplumsal orgutlenmenin asli motorunun sermaye birikimine yonelik olmasi. Cok cok ozetlersek, isin kalbi sermaye birikimi merkezli bir toplumsal orgutlenme. Bu anlamda bir yenilik yok, yani 19. yuzyilla 20. yuzyil arasinda veya icinde bulundugumuz dunyayla 19. yuzyilin sonundaki dunya arasinda buyuk bir yenilik yok, o zaman da boyleydi, simdi de boyle. Hatta simdi daha da hizlanarak boyle. Seattle'daki reaksiyon da bunaydi. Seattle'daki asli slogan neydi: Dunya bir meta degildir. Bu cok seyi isaret ediyor aslinda. Hem bir yenilik var, hem bir yenilik yok. isin kalbi degismemis, motorun Ozu, asli mekanizmasi ayni. 19. yuzyildakinden cok daha fazla bir metalasmayla karsi karsiyayiz ve sermaye birikimi cercevesinde toplumsal yasantimizin bugune kadar metalasmamis bolumlerinin metalasmasi soz konusu. Dunya Ticaret Orgutu'ne gosterilen tepkinin sebebi buydu. Saglik, egitim, kultur gibi alanlarin da mutlak bicimde metalasmasina tepkiydi. Belki buradan yeniligin ne olabilecegini cikarabiliriz. Bu sistemin kalbi sermaye birikimi ise yeniligin de -yenilik duzenin otesini dusunmek anlaminda-toplumun butun Orgutlenmesinin sermaye birikimi merkezli olmasini engelleyecek, onu bozacak ve toplumu baska bir mecraya cekecek bir hareket olmasi gerekiyor. Cok kaba hatlariyla kapitalizmden cikisi boyle goruyorum. Marx'in soyledigi bir sey bu aslinda. 19. yuzyilla bugunu karsilastirirsak ve yenilik ne diye bakarsak, yenilik bence su: 19. yuzyilda, sanayi toplumunun icindeki bir unsurun, sanayi proletaryasinin, sanayi toplumu Icinde kalarak toplumu donusturebilecegi dusunuluyordu. Ama, bugun geldigimiz noktada, biliyoruz ki, sermaye birikimi merkezli bir sanayi toplumu icinde katarak bunu yaparsak dunya a'dan z'ye metalasacak. Dolayisiyla yeni olan su: Sermaye birikimi merkezli bir toplumsal yasamdan, sanayi toplumunun otesinde bir cikis arayisi...

21. yuzyilin esiginde gerceklesen teknolojik sicrama bu yon¬de onemli bir avantaj gibi dusunulebilir mi?

Sistemin sermaye birikimi dinamigi, makinelesmeyle, bilgisayar teknolojisiyle beraber, giderek daha az dogrudan insan emegine Ihtiyac duyarak uretim yapmaya yonelik. Ote yandan, uretim surecinde ortaya cikan urunun tuketilmesi lazim. Tuketilmesi icin insanlarin o urune tuketici olarak ulasabilmeleri lazim. Sistemin ic celiskilerinden biri de bu. Ve bu, belki de gelecekte donusumu saglayacak mekanizma olacak. Uretim giderek daha az insan emegi merkezli hale geldiginde, o uretimin tuketilmesi surecinde nasil bir mekanizmamiz olacak? Himmet mekanizmasi mi? Bir avuc insan, yani uretim araclarina sahip bir avuc insan, urettikleri mali tuketmeleri icin insanlara himmet mi edecekler, bir sekilde subvansiyon mu verecekler? Sistem, kendisini yeni¬den uretebilmesi icin yeni bir bolusum mekanizmasina ekonomik olmayan, ekonomi-politik anlaminda ekonomik olmayan- giderek daha fazla ihtiyac duyacak. Ki, en ileri kapitalizmin oldugu ulkelerde, ortalama hane halklarinin gelirlerinin takriben ucte birine yakini artik iktisadi olmayan gelirler, issizlik sigortasi, emeklilik geliri, cocukluk yardimi gibi, iktisadi mekanizmalardan belirlenmeyen bir gelir. Ve bana oyle geliyor ki, Onumuzdeki donemde, insanlarin varoluslarini belirleyen mekanizma, ekonomi-politik icinden degil, siyasetten belirlenecek, iktisadi bolusum mekanizmasinin yerine bir siyasal bolusum mekanizmasi devreye girecek..O zaman kapitalizmden cikmaya baslayabilecegiz; toplumsal yapi Iktisadi bir temel yerine siyasi bir temele oturmaya baslayabilecek. .. Bu tabii iyimser bir bakis, bir de kotumser bir bakis var: Tamamen eski proletarya gibi bir yeni proletarya; butun insani vasiflarindan ve haklarindan mahrum birakilmis bir cogunluk ve her seye hukmeden kucuk bir azinlik... Boyle bir tablonun ortaya cikmasi da mumkun. Zaten hâlihazirda kalkinmis ulkelerde, inanilmaz bir dislanmislar kitlesi, ucuncu dunya ulkelerinde "yeni esaret" adi verilen bir olgu mevcut. Bunun kabullenilmesi ve o daha buyuk olceklerde yeniden uretilmesinin kosullarinin olusturulmasi, gercekten Ortacaga veya kolecilik donemine donus demektir. Soyle bir yol ayrimindayiz galiba: Ya kolelerin yerini makinelerin aldigi ve butun "site" uyelerinin esit ve ozgur oldugu bir toplum ya da tipki eski yunan veya Roma'da oldugu gibi, bir yanda kucuk bir "Ozgur ' yurttaslar" azinligi, diger yanda butun insani vasiflarindan ve haklarin dan mahrum edilmis bir cogunluk...
Evet, o donemdeki celiskiler karsimizda yeniden. Tabii buna olumsuz anlamiyla baktigimizda inanilmaz bir vahset dunyasi. Cunku o kitlenin dislanmislar konumunda kalabilmesi icin inanilmaz bir baski mekanizmasi olmasi lazim, sadece duvarlar yetmez o zaman.

Yani Castoriadis' in deyisiyle "ya sosyalizm ya barbarlik" noktasi...

Tamamen oyle, ya sosyalizm ya barbarlik... Secim o.

Ahmet InselRoll sayi 43Haziran 2000

0 yorum: